“AKP giderse CHP gelir!” diyenler neyi tartışıyor? Sistem arızalı, iktidar ve lideri müstebit ise, neyi tartışıyorsunuz?
Korktukları ve korkutmaya çalıştıkları şey eski CHP’nin zihniyeti ne idi? “Müstebit/diktatör, baskıcı, yasakçı, maneviyata, milletin değerlerine karşı” olması değil mi?
Peki, istibdat nedir?
“İstibdat tahakkümdür, muâmele-i keyfiyedir, kuvvete istinad ile cebirdir, rey-i vâhiddir, sû-i istimâlâta gâyet müsâit bir zemindir, zulmün temelidir, insâniyetin mâhisidir. Sefâlet derelerinin esfel-i sâfilînine insanı tekerlendiren ve âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefâlete düşürttüren ve ağrâz ve husûmeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren, hattâ herşeye sirâyet ile zehrini atan, o derece ihtilâfâtı beyne’l-İslâm îkâ edip, Mûtezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır.”1 Şimdi 19 yıllık iktidarın zihniyet, çalışma ve icraatlarına bakar mısınız? Konuşmak yasak, yazmak yasak, fikirlerini beyan etmek yasak, siyasî görüşlerini açıklamak yasak!
Konu
- Yüz binlerce insan işinden, hürriyetinden, malından, mahrum edildi, sütten kesilmemiş bebeler annelerinden koparıldı, yeni doğum yapanlar, hamileler hapse atıldı. Resmî rakamlar (henüz ulaşılamayan bilgiler de var) şöyle:
“OHAL ile de istibdadı sürdürüyor.
- 17 bin başörtülü, emzikli, bebekli, hamile, yaşlı hanım kelepçelenerek hapse atılmış.
- 300 bin insan işinden çıkarıldı.
- 107 bin kişi açığa alındı.
- 60 bini aşkın insan tutuklu, hapiste, bir kısmı tecdit altında.
Adalet felç!
- Eğitim ve öğretim dibe vurmuş. Okullarda kimse konuşamıyor, tartışamıyor, öğretmenler, idareciler, öğrenciler, veliler, biribirinden şüpheleniyor.
- 6 bin 500 civarında dernek kapatılmış.
- 159 gazeteci tutuklu (iki bin 500’ü işsiz.)
- Yüzlerce şirkete el konmuş.
- Binlerce akademisyen üniversitelerden atılmış.
- Sadece kermes açtığından dolayı yüzlerce insan mahkemelere verilmiş…
İktidarın 19 yıllık icraatları gösteriyor ki, AKP, CHP’dir, devlet partisidir, Kemalizmin başarısıdır. R. Tayyip Erdoğan, “İllâ birine benzetecekseniz Atatürk’e benzetin (Hürriyet, 9 Kasım 2008)
İşte bütün bunlar için, Prof. Dr. Şerif Mardin “AKP iktidarı Kemalizmin başarısıdır” demişti.
25 Ocak 2019 Cuma
EY MİLLETİM;ARTIK ALDANMA !
Milleti aldatmaya yönelik oyunlar
Hemen her seçimde milletçe yaşayarak görüyoruz ki bizdeki durum Avrupa’da yaşananların tam tersi. Yerine getirilemeyeceği önceden belli olan bir sürü vaat... Meydanları süsleyen dev panolardaki parti reklâmları.
Amerika’da ve Batı ülkelerinde de seçimler yapılır. Buralarda evrensel demokrasi kaide ve kuralları geçerli olduğundan, seçimler kavgasız gürültüsüz yapılır. Siyasî parti kadroları birbirilerine karşı hakaretlere varacak beyanlarda bulunmazlar. Bizdeki gibi birbirilerini itham edip, tezyif etmezler. Ayrıca maliyeti milyonları bulan şaşaalı mitinglere de pek gerek duymazlar.
Buralarda seçimler elbette tamamen sessiz sedasız yapılmaz. Şahit olanlar bilir oralarda seçim propagandalarına tahsis edilmiş belli alanlar var. Siyasî partiler bu alanlara parti reklâmlarını asarlar, seçim beyannamelerini halka ilân ederler; konuşmalarını yaparak seçmenlerini onaylarını talep ederler.
Buralarda siyasî partiler öyle bizdeki gibi çok görkemli reklâmlarla, içi boş nutuklarla halkın karşısına çıkmazlar. Halkın kahir ekseriyetinin bilinçli olması ve belli bir kültüre sahip olmaları böyle bir duruma meydan vermiyor. Siyasî partiler bunun farkında oldukları için öyle seçmeni aldatmaya yönelik taktiklere baş vurmuyorlar. Çok iyi biliyorlar ki öyle içi boş sloganlarla seçmenin siyasî tercihlerini değiştirmek mümkün değil. Yani seçmenler kendilerinden rey isteyen partilerin ideolojilerini, programlarını çok iyi bildikleri için reklâmlara çok önem verilmiyor. Bunun farkında olan siyasiler de gerçekçi vaat ve projelerle seçmenin karşısına çıkmak mecburiyetinde kalıyorlar.
Peki bizde durum nasıl? Hemen her seçimde milletçe yaşayarak görüyoruz ki bizdeki durum Avrupa’da yaşananların tam tersi. Yerine getirilemeyeceği önceden belli olan bir sürü vaat... Meydanları süsleyen dev panolardaki parti reklâmları. Meydanlarda milleti gaza getiren hamasi nutuklar... Sanki ceplerinden vermişler gibi anlatılan seçim rüşvetleri... Ve karşılarında meydanları dolduran toplulukları gaza getirip slogan attırmakla vazifeli parti militanlar..
Milleti kendi haline bıraksalar onlar Allah’ın izniyle ferasetleriyle, basiretleriyle siyasilerin tamamen aldatmaya yönelik hilelerinin farkına varırlar ve en doğru tercihlerini yapacaklarında eminiz. Ama gelin görün ki Üstad Bediüzzaman’ın; “cerbezenin gayr-ı meşrû veledi olan propagandalar” olarak vasıflandırdığı siyasilerin celbedici reklâm ve propagandalarına hedef olan insanlarımızın aldanmadan doğru tercihlerde bulunmaları zorlaşıyor. Elinde bir ölçüsü, bir mihengi yoksa ve Üstad Bediüzzaman’ın; “lisan-ı siyasette bazen lâfız mananın zıddır” tesbitinden de bihaber ise ağzı iyi lâf yapan siyasilerin her söylediklerini kabul ederek kolayca aldanıyor bazı insanlar.
Ayrıca Üstad Bediüzzaman; “nev-i beşerin yüzde sekseni ehl-i tahkik değil” tesbitinde bulunuyor. Kıymetsiz, değersiz bir meseleyi değer verdiği ve itimat ettiği bir şahıstan dinleyince hemen inanıyor. Halbuki doğru olan nedir? Kişilerin kimliklerine, siyasî görüşlerine, değerli olup olmadıklarına bakmadan doğruyu, hak ve hakikatı kim söylüyorsa ona taraftar olmak. Yalanı kim söylüyorsa bunu yapanın kimliğine bakmadan reddetmek gerekir. Çoğu insanımız bu duruş ve tavrı sergilemeyince, işin içine siyasî tarafgirlik giriyor. Ve “bizim parti hep doğru yapar” anlayışıyla hareket eden böyle seçmenlerin bu tavırları da siyasilerin işini kolaylaştırıyor maalesef.
Ve böylece yanıltmakta mahir siyasilerin tercihlerinin yansıtıldığı bir tablo meydana geliyor. “Hâkimiyet milletindir” sözü de bir slogandan öteye gidemiyor.
Hemen her seçimde milletçe yaşayarak görüyoruz ki bizdeki durum Avrupa’da yaşananların tam tersi. Yerine getirilemeyeceği önceden belli olan bir sürü vaat... Meydanları süsleyen dev panolardaki parti reklâmları.
Amerika’da ve Batı ülkelerinde de seçimler yapılır. Buralarda evrensel demokrasi kaide ve kuralları geçerli olduğundan, seçimler kavgasız gürültüsüz yapılır. Siyasî parti kadroları birbirilerine karşı hakaretlere varacak beyanlarda bulunmazlar. Bizdeki gibi birbirilerini itham edip, tezyif etmezler. Ayrıca maliyeti milyonları bulan şaşaalı mitinglere de pek gerek duymazlar.
Buralarda seçimler elbette tamamen sessiz sedasız yapılmaz. Şahit olanlar bilir oralarda seçim propagandalarına tahsis edilmiş belli alanlar var. Siyasî partiler bu alanlara parti reklâmlarını asarlar, seçim beyannamelerini halka ilân ederler; konuşmalarını yaparak seçmenlerini onaylarını talep ederler.
Buralarda siyasî partiler öyle bizdeki gibi çok görkemli reklâmlarla, içi boş nutuklarla halkın karşısına çıkmazlar. Halkın kahir ekseriyetinin bilinçli olması ve belli bir kültüre sahip olmaları böyle bir duruma meydan vermiyor. Siyasî partiler bunun farkında oldukları için öyle seçmeni aldatmaya yönelik taktiklere baş vurmuyorlar. Çok iyi biliyorlar ki öyle içi boş sloganlarla seçmenin siyasî tercihlerini değiştirmek mümkün değil. Yani seçmenler kendilerinden rey isteyen partilerin ideolojilerini, programlarını çok iyi bildikleri için reklâmlara çok önem verilmiyor. Bunun farkında olan siyasiler de gerçekçi vaat ve projelerle seçmenin karşısına çıkmak mecburiyetinde kalıyorlar.
Peki bizde durum nasıl? Hemen her seçimde milletçe yaşayarak görüyoruz ki bizdeki durum Avrupa’da yaşananların tam tersi. Yerine getirilemeyeceği önceden belli olan bir sürü vaat... Meydanları süsleyen dev panolardaki parti reklâmları. Meydanlarda milleti gaza getiren hamasi nutuklar... Sanki ceplerinden vermişler gibi anlatılan seçim rüşvetleri... Ve karşılarında meydanları dolduran toplulukları gaza getirip slogan attırmakla vazifeli parti militanlar..
Milleti kendi haline bıraksalar onlar Allah’ın izniyle ferasetleriyle, basiretleriyle siyasilerin tamamen aldatmaya yönelik hilelerinin farkına varırlar ve en doğru tercihlerini yapacaklarında eminiz. Ama gelin görün ki Üstad Bediüzzaman’ın; “cerbezenin gayr-ı meşrû veledi olan propagandalar” olarak vasıflandırdığı siyasilerin celbedici reklâm ve propagandalarına hedef olan insanlarımızın aldanmadan doğru tercihlerde bulunmaları zorlaşıyor. Elinde bir ölçüsü, bir mihengi yoksa ve Üstad Bediüzzaman’ın; “lisan-ı siyasette bazen lâfız mananın zıddır” tesbitinden de bihaber ise ağzı iyi lâf yapan siyasilerin her söylediklerini kabul ederek kolayca aldanıyor bazı insanlar.
Ayrıca Üstad Bediüzzaman; “nev-i beşerin yüzde sekseni ehl-i tahkik değil” tesbitinde bulunuyor. Kıymetsiz, değersiz bir meseleyi değer verdiği ve itimat ettiği bir şahıstan dinleyince hemen inanıyor. Halbuki doğru olan nedir? Kişilerin kimliklerine, siyasî görüşlerine, değerli olup olmadıklarına bakmadan doğruyu, hak ve hakikatı kim söylüyorsa ona taraftar olmak. Yalanı kim söylüyorsa bunu yapanın kimliğine bakmadan reddetmek gerekir. Çoğu insanımız bu duruş ve tavrı sergilemeyince, işin içine siyasî tarafgirlik giriyor. Ve “bizim parti hep doğru yapar” anlayışıyla hareket eden böyle seçmenlerin bu tavırları da siyasilerin işini kolaylaştırıyor maalesef.
Ve böylece yanıltmakta mahir siyasilerin tercihlerinin yansıtıldığı bir tablo meydana geliyor. “Hâkimiyet milletindir” sözü de bir slogandan öteye gidemiyor.
16 Kasım 2018 Cuma
KLİMALARIN KIŞ TEMİZLİĞİ
Evde Klima Temizliği Nasıl Yapılır? ( Resimli )
Merhaba arkadaşlar, kış ayı kapımıza geldi çattı. Evinde klima ile ısınanlar için klima temizliği şart. Tabi klima ustaları veya servisler bu temizleme işlemi için yüksek fiyatlar isteyebiliyorlar. Mesela Adana 'da klima temizleme fiyatları 100-200 TL arası değişmektedir. Diğer büyük şehirlerde fiyatlar nasıl bilmiyorum ama bu ücreti vermek istemiyorsanız benim gibi :) evinizde kendi başınıza güzel bir temizlik yapabilirsiniz. Ama ustaların yaptığı bizim evde yaptığımızdan daha detaylı klima temizliği oluyordur diye düşünüyorum çünkü malzemeleri bu iş için uygun. Eğer bütçeniz bu iş için uygunsa usta çağırmanızı tavsiye ediyorum.
Resimlerde gördüğünüz gibi suyun içi resmen kapkara oldu. İşte temizlik yapmassanız bu pisliği soluyoruz resmen. Özellikle evinizde bebek varsa çok tehlikeli oluyor klimalar arkadaşlar.
Klima Temizleme Malzemeleri
Öyle ahım şahım bir malzeme yok arkadaşlar. Hepsini ucuza tüm marketlerden bulabilirsiniz. Ayrıca internette klima temizleme suyu, klima temizleme solüsyonu, klima temizleme spreyi gibi başlıklarda ürünlerin satışını göreceksiniz. Bütçesi olan bunlardan alabilir.- Mr. Muscle Mutfak ( turuncu renkte olan )
- Diş fırçası ( eski kullandığınız olabilir veya marketten en ucuzu 2 tl olanda olur )
- Ufak bir tas veya kova size kalmış.
Klima Temizliği Nasıl Yapılır?
Kendi evimde temizliğini yaptığım klima Vestel 18 Btu İnverter arkadaşlar. Size kirli ve temiz halini gösterince ağzınız açık kalacak diyebilirim. Kirli hali ile nasıl nefes alıyormuşuz? Nasıl hasta oluyormuşuz? Hepsini anlayacaksınız.- Öncelikle klimanızı sigortasından veya fişinden çıkartıp kapatınız.
- Klimanınızın ön panjur kısmını çıkartınız.
- İçindeki 2 tane hava filtrelerini banyoda fıskiye ile iyice temizleyiniz. Temizledikten sonra saç kurutma makinası ile kurutunuz.
- Artık bundan sonrası önemli eğer klimayı sökmeyi biliyorsanız pervanesine kadar sökün. Benim gibi bilmiyorsanız. Mr. Muscle Mutfak temizleme spreyimizi açıkta duran peteklere sıkınız. İnternette klima çalışırken sıkın bir sorun olmaz diyor ama ben kapalı sıktım sonra çalıştırdım.
- Gelelim en önemli kısma iç kısımdaki pervaneler. Resimde gördüğünüz gibi resmen kir yuvası olmuş. Kovanızın içine 4-5 cm su doldurun ve içine Mr. Muscle Mutfak temizleme spreyimizden biraz sıkın.
- Diş fırçamızı suya daldırıp pervaneleri sağa-sola doğru hareket ettirerek temizleyin. Simsiyah aynı is gibi bir kir çıkacaktır. Bu hareketi tüm pervaneyi temizleyene kadar devam edin.
Resimlerde gördüğünüz gibi suyun içi resmen kapkara oldu. İşte temizlik yapmassanız bu pisliği soluyoruz resmen. Özellikle evinizde bebek varsa çok tehlikeli oluyor klimalar arkadaşlar.
8 Mayıs 2018 Salı
ALLAH KORKUSU İMANDANDIR
Hak korkusu İmandandır
Hak, Allah’ın esmasındandır. İnsan Hak korkusunu hayatının hareket noktası bilirse kötülük yapamaz. Zulüm yapamaz. Hakkı ve hukuku gasp edemez. Kamu malını, devletin malını, milletin malını talan edemez. Başkasına zarar veremez. Gönül kıramaz. Karıncayı incitemez. İnsana, imana ait değerleri kazandırmazsanız cezası kendi içinden gelir. İtaat etmez. Saygı ve merhamet nedir bilmez. Ahlâk ve edepten nasibini almaz. Toplumda bir çıbanbaşı gibi olur. Aslında toplumumuzu ve İslâm toplumlarını bu gün kavuran şey, iman zaafından başka bir şey değildir. İman talan olunca, kardeşlik de, uhuvvet de, merhamet de, insaf da, iz’an da, din de talan oluyor. Ortalık toplum huzurunu bozucu, ne dediğini bilmeyen, işi gücü kaos üretmekten ve kargaşa çıkarmaktan başka bir şey olmayan, dış zalimlerin kovasına su taşıyan kişilere kalıyor. Rabbim insanımızı Allah korkusu ile muhafaza eylesin. Âmin. Allah korkusu ulaşmamız, yaşamamız ve korumamız gereken fazîletlerin başında gelir.
Kur’ân insanları Allah korkusuna çağırıyor. Rabb’inden “korkan” kimseye “iki Cennet” vaad eden1 Cenâb-ı Hak başka bir âyette, “Benden korkun!”2 buyurur. Bir başka âyette ise, “Allah Kendisinden korkmanızı emrediyor.”3 buyurulur. Peygamber Efendimiz de (asm) bizi Allah korkusuna çağırıyor: “Bir mü’minin kalbinde korku ile ümit birlikte bulunursa, muhakkak Aziz ve Celîl olan Allah ona umduğunu verir, korktuğundan da emin kılar.”4 buyuran Allah Resûlü (asm), bir hadîs-i kudsîde de, Allah’ın şu sözünü naklediyor: “İzzetime ve celalime yemin ederim ki, bir kuluma iki emniyeti ve iki korkuyu birden vermem: Kulum dünyada azabımdan emin olursa, Kıyâmet Gününde ona korku veririm. Kulum dünyada Benden korkarsa, kullarımı topladığım gün onu azabımdan emin kılarım.”5
Allah Korkusu Faziletin Zirvesidir
Bedîüzzaman, korkuyu iki gurupta ele alıyor: Korku ya halka, ya da Hâlık’a dönük olarak yaşanır. Yani insan ya Allah’ın yarattıklarından korkar, ya da Allah’tan. Üçüncü bir ihtimal yoktur. Allah’tan korkmanın, O’nun rahmetinin şefkatine yol bulup sığınmak demek olduğunu kaydeden Üstad Hazretleri, korkunun bir kamçı olduğunu ve kişiyi Allah’ın rahmet kucağına attığını beyan eder. Yani Allah’tan korkmak faziletin ta kendisidir. Faziletin zirvesidir. Bedîüzzaman’a göre, Allah korkusu ile Allah’ın merhametine, mağfiretine, affına, sevgisine, şefkatine, rahmetine ve re’fetine ulaşılır. Allah’tan korkan, Allah’tan başkasının çirkin, netîcesiz, musîbetli ve belâlı korkularından da kurtulur.
Halktan Korkmak Beladır
Halktan maksat yaratılan her şeydir. Allah korkusu olmadığında, kişi, korku duygusunu yine mutlaka kullanır ve bu defa Allah’tan başka şeylerden korkmaya mecbur ve mahkûm olur. Öyle şeylerden korkar ki, o korku sonuçta hiçbir işe yaramadığı gibi, korkulan şeyin ne merhameti, ne acıması ve ne de şefkati söz konusu olmaz. Bilakis böyle korkular insan ruhuna elem verici belâlar, ıstırap verici acılar ve yürek yakıcı hüzünler doldurur. Böylece insan, yüreğinde Allah’tan başka şeylerin korkusunu taşımanın cezasını “dünyada” görmüş olur.6 Korku damarı hayatı korumak için verilmiştir. Beş altı ihtimalden bir ihtimal ile korkmak ihtiyattandır, meşrudur, insanın kendisini savunduğu bir mekanizmadır. Yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile korkmak ise en fazla evhamdır, korkaklıktır, hayat için azaptır.7
Dipnotlar:
1-Rahmân Sûresi, 55/46
2-Bakara Sûresi, 2/40
3-Âl-i İmrân Sûresi, 3/28
4-Câmiü’s-Sağîr, 3/3348
5-a.g.e., 3/2896
6-Sözler, s. 322
7-Mektûbât, s. 404
***
Günün Duâsı
Allah’ım! Azabından lütfuna, kahrından merhametine, adaletinden rahmetine, celalinden cemaline sığınırım. Amelimi, taksiratım sebebiyle yüzüme vurma! Günahımdan dolayı rahmetinden ırak eyleme! Senden havf edip Senin rızana ulaşmamı müyesser kıl! Âmin.
10 Nisan 2018 Salı
REENKARNASYON NEDİR?
REENKARNASYON NEDİR
BİLİMSEL AÇIKLAMASI
bu yazımızda sizlere reenkarnasyon inancın hurafe, batıl bir inanç olduğunu söyleyip sizlere bu inançtan uzak durmanızı tavsiye ederdik. Biz bunu yapmayacağız, biz bunun açıklamasını yapmanın ve sizin mantığınıza hitap etmenin daha uygun olacağını düşündük, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar..
- reenkarnasyon nedir?
Öldükten sonra, farklı bir beden ile tekrar dünyaya gelmeye reenkarnasyon denilir. Bu inancın çıkış noktası hindistan yöresi. hinduizm, jainizm, sikhizm, hatta budizmin yeniden doğma inancınıda reenkarnasyon olarak görebiliriz.
- reenkarnasyon inancında yaşanılan klasik olay ne?
Yeni bir beden ile tekrar dirildiğini iddia eden kişi, bir evvelki hayatını hatırladığını iddia eder ve ilginç olanı o hayat hakkında anlattıkları doğru çıkar.
- insanları bu inanca ikna eden unsur ne?
Yeniden doğduğunu iddia eden kişiler bir önceki hayatta kimi yaşadığını iddia ediyorsa o kişinin özel hayatı hakkında detaylı bilgilere sahip. İnsanları ikna eden, neden olmasın olabilirde dedirten nokta bu!
Reenkarnasyon inancının altından yatan oyun ne?
Tekrar hayata geri döndüklerini iddia eden insanlar, bir evvelki bedenin yaşantısından bilgiler aktarır; siz bizim kültürümüzde ve dinimizde geçmiş olaylardan bizleri haberdar edebilen varlıklar tanıyormusunuz? Örneğin: eşyalarınızı kaybettiğiniz an veya geçmiş olaylardan haber almak istediğiniz zaman kime gidersiniz? Tabiiki cinci hoca veya medyumculara. Bizler kendimizi şanslı hissetmeliyiz çünkü bizim dinimiz bizleri cinlerin varlığı ve onların oyunları hakkında haberdar eder. Bizler onların oyunlarına gelmemek için kendimizi bilgilendirebilir, önlemlerimizi alabiliriz, başka kültürler ama böyle bir lütfa sahip değil.
Onlar geçmiş olayları anlatabilen birini gördükleri an, bunu gerçek kabul eder. O kişide ya altıncı his, üçüncü göz gibi özel yeteneklerin var olduğuna inanır, ya da o kişinin tekrar dirildiğini düşünür.
- cinler bu tezgahı nasıl kurar?
Bir insana cinler nasıl bulaşır bu konuyu Kur'an-ı Kerimde araştırabilirsiniz, bizler bu konuda fazla detayına girmeyeceğiz;
"şeytanlar kime iner size haber vereyimmi; onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler" (Şuara Süresi; 221-222).
Cinler genelde Allahtan uzak bir yaşam sürdüren, iftira ve yalanlara düşkün olan, cinler alemine merak duyan ve cinler ile içli dışlı yaşayanların (uzak doğu halkları) üzerine iner. Cinler geçmişi nasıl görür? Einstein'e göre eğer bir cisim güneş ışınından daha hızlı hareket edebilirse zamanda geriyede gidebilir. Cinler güneş ışınından daha hızlı hareket edebiliyormu, edebiliyor. Geçmişe nasıl gidebiliyorlar? Geçmişe fiziki mekan olarak gitmelere mümkün değil, onlar sadece ilahi bir düzenekten yararlanıyorlar, nedir o düzenek. Yeryüzünde yaşanılanları zaman kayıda alır ve bu kayıdı o noktadan bir uydu yayını gibi göğe ışınlar. Bu yayın akışı güneş hızı ile gerçekleşir. Siz eğer güneş ışınından daha hızlı hareket ederseniz, o gün göğe çıkan yayını yakalar, biraz daha hızlı hareket ettiğiniz içinde bir evvelki gün, hafta veya yıllar önce göğe doğru akan olayları görebilirsiniz. İnsan ile cin arasındaki iletişim nasıl gerçekleşir? Ya cin o kişinin içinde olur ve o kişinin ağzı ile konuşur (reenkarnasyon ve hipnoz), ya da o cin bedenin dışında olur ve o kişiye o bilgileri fısıldar (medyumcular). Bu arada hipnoz esnasında konuşan kişinin kendisi değil, bu büyük bir yalan. Bilinçaltı dil'e gelemez, dil'e gelen o bedende yaşayan cin, bu bilgiyide bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz! İnsanın kendi irade gücü genelde cinlerin enerjisinden daha büyük bir enerji salgılar yani insan istemediği müddet bir cin o insanın bilincini kontrol altına alamaz. Eğer o cin'le konuşmak istiyorsanız ilk önce kişinin iradesi buna izin vermesi gerekiyor, örneğin hipnoz. Reenkarne edildiğini iddia eden bireylere baktığınızda da bunların genelde ergenlik çağında olan bireyler olduğunu görürsünüz yani bilincin henüz gelişmediği bireyler bu iddiaları ortaya atar.
Reenkarnasyon bir şov inancı
Bizler kendimizi bol lütüfa mazhar olmuş kullar olarak görmeliyiz, bizler bir mucize kaynağına sahibiz, bize doğruları anlatan ve bize nereden gelip nereye gideceğimizi bildiren bir rehbere sahibiz (Kur'an-ı Kerim). Biz başkalarını İslama davet etmek istediğimiz zaman Kur'an-ı Kerime işaret ediyoruz, Kur'an-ı Kerimde gerisini bizler için hallediyor. Böyle bir nimete sahip olmayanlar, yeryüzüne yayılmak ve yeni kitlelere ulaşabilmek için doğaüstü birşeyler sergileme zorululuğunu kendilerinde hissseder. Uzak doğu inançları böylesine bir çıkmaz içinde, onlar bir zorunluluk bir eziklik psikolojisi içinde mürid kaybına uğramamak ve ilgi odağı olabilmek için birşeyler sergilemek ve göstermek zorunda. Sergiledikleri yeteneklerde mucize içermez, bizim andoluda her cinci hoca veya medyumcunun yapabildikleri şeyler olur; ya birinin geçmişini, özel hayatını size anlatarak sizi ikna etmeye çalışır ya da uzak doğu sokaklarında olduğu gibi sokak gösterileri ile insanları kandırır. Batıl inançların dini liderleri bu gösteriler sayesinde mürid toplar ve makamlarını ayakta tutar. Bu yazı vesilesiyle şunuda bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz; budizim inancına göre tibetin dini lideri dalai lama öldüğünde onun ruhu bir çocuğun bedeninde, dünyaya geri döner. Hangi çocuğun bedenine indiğini tespit etmek içinde çocuk adayların önüne farklı cisimler koyulur. Hangi çocuk bir evvelki dalai lama'nın seçtiği cisimi bilirse, budizmin kurucusu shakyamunin ruhu ona indiği inanılır ve yeni dalai lama o olur. Olayın perde arkası nedir; ölen dalai lamanın içindeki cin binlerce yıl yaşar, bin yıllardır aynı cisimi seçen kendisi olduğu içinde hangi çocuğun bedenini tercih ediyorsa o çocuğa o cisimi seçtirir. Sergilenen bu tiyatro baştan sonuna kadar kirli bir oyun, maalesef insanlarda bu kirli tezgaha kanıyor.
- reenkarnasyon yöresel bir inanç
Reenkarnasyon inancına baktığımızda bunun bin yıllarca sadece belirli bir yöreye mahkum kılındığını, o yöreden dışa çıkmayı başaramadığını görüyoruz. Günümüzün iletişim çağı bu inancın yayılımını hızlandırmış olabilir ama bin yıllardır bu hiçte böyle değildi. Geçmiş çağlarda durum nasıldı? Eski çağlarda bu inanç ne zaman bir yöreden dışa çıkmaya çalıştıysa karşısında bir şahsın direnişi ile değil toplumun tamamının direnişi ile karşılaşmış, yani toplumsal baskı o inancın yayılımını sınırlamış. Cinlerin bir kişiyi kandırması büyük bir sorun olmayabilir ama toplumun tamamını kandırmak hiçte kolay değil. Örneğin; bir anadolu insanı yeniden dirildiğini iddia etse, o kişi ya bir hocaya götürülür ya da onunla dalga geçilirdi. Yaşadığı ortam bu iddiayı asla onaylamaz, kabul etmez, o kişi ile dalga geçilirdi ve o kişide bir müddet sonra o iddiasından vazgeçmek zorunda kalırdı. Bunu ortaçağın avrupasında yaşayan birisi iddia etmiş olsaydı o kişiye kilise tarafından şeytan çıkartma ritüeli uygulanır veya yakılarak öldürülürdü. Tarihe baktığımız zaman Kitap Ehli Dinler; İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik bu tür batıl inançların kendi topluluklarında yayılımasına izin vermemiş. Bu oyunu tezgahlayan cinler toplumsal bir direniş ile karşılaştıkları için bu oyunlarını günümüzün iletişim çağına kadar, belirli bir yöreden dışarıya çıkaramamış.
Kimler kendisini reenkarnasyon inancına kaptırır?
Reenkarnasyon inancına iki tür insan kendisini kaptırır, birinci grubun buna yöresel bir bağı bulunur bu insanların aileleri, akrabaları, komşuları ve yaşadıkları bölge buna inanır. Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen birisi bunu sorgulamadan benimser ve buna inanır. Reenkarnasyon inancına kendisini kaptıran ikinci grubun ise buna ne yöresel bir bağı bulunur ne de dini, bunlar günümüzün iletişim çağında ortaya çıkan, içinde doğup büyüdükleri din ve kültüre bir bağ kuramayan, kendilerini ruhsal bir boşluk içinde hissedip bir arayış içine giren kişiler.
- değerlerinize sahip çıkın, sahip çıkmazsanız yolunuzu şaşarsınız
Hayatınızı hangi kurallar doğrultusunda yaşıyorsunuz, siz daha çok dini emirlerin koyduğu sınırlar doğrultusundamı yaşantınızı sürdürüyorsunuz yoksa yaşadığınız yörenin örf ve adetlerine göremi, yoksa siz hayatınızı her anı doya, doya yaşa (carpe diem) felsefesine göremi yaşıyorsunuz? İnandığınız şeyler sadece sübjektif bakış açılarınızı belirlemekle yetinmez, inançlarınız ayrıca sizlerin hal ve hareketlerine sınır koyar, size hangi davranışların uygun olup olmadığını söyler. Dini emirlere bağlı olan birisi bu kurallara boyun eğer ve bu inancın koyduğu sınırlar içinde hareket etmeye çalışır. Din ve kültürel değerler sizleri terbiye eden sizleri belirli sınırlar içinde tutan unsurden bazılarıdır. Eğer bunlara benzer hayatınızda nefsinize sınır koyabilecek değerler yok ise, o zaman sizin kabulleneceğiniz ve yapabileceğiniz şeylerin sınırı olmaz, vakti gelir nefsiniz kendisine tanrı sıfatını yakıştırır, vakti gelir bir hayvanla ilişkiye girer vakti gelir kendisinin yeniden dirildiğine inanır!
Reenkarnasyon psikiyatri ilmine, İslam dini ve genel mantığa aykırı
- reenkarnasyon ve psikiyatri ilmi
Psikiyatri bilim dalı farklı kişilikleri barındıran bedenleri bir hastalık olarak görür ve bunlara farklı tıbbi isimler atar (örneğin; multiple personality disorder). Daha önceki hayatınızda bir kadın olduğunuzu düşünün ve bu sefer bir erkeğin bedeninde tekrar dünyaya gönderildiğinizi düşünün, iki farklı duygu arasında yaşayan bir ruhun ne kadar sıkıntılı bir hayat geçirebileceğini tahmin edebiliyormusunuz? Şimdi yüzlerce veya binlerce farklı insan ve hayvan hayatını yaşayan ve geçmiş yaşantılarını hatırlayan bir ruhu düşünün, size böyle bir düzen üzerine kurulu bir dünya mantıklı geliyormu? Sizce böyle bir düzen üzerine kurulu dünyada insanoğlu ruhsal boyutu sağlıklı ve dengeli bir yaşantı sürdürebilirmi?
- reenkarnasyon ve genel mantık
Reenkarnasyon inancı kendi içinde tezatlar ile dolu, örneğin bu inancın savunucuları tekrar dirilişten bahseder ancak bunlardan sadece birkaçı daha önceki hayatını hatırlar. Bunların bilginleri ilk önce şu iki soruya bir açıklık getirmeli;
1) reenkarnasyon inancında geçmiş yaşantılar hatırlanırmı hatırlanmazmı? Eğer eski yaşantılar hatırlanıyorsa, neden o zaman kendi toplulukların tamamı bunu hatırlamaz, neden bunu sadece bir kaç kişi hatırlar? Eğer hatırlanmıyorsa o zaman daha önce yaşadıklarını nereden biliyorlar?
2) Tekrar dirilişi kendi topluluklarına has bir olay olarakmı görüyorlar yoksa bu bütün canlılar içinde geçerlimi? Bu bütün canlılar için geçerli ise, yani evrenin tamamı yeni diriliş üzerine kurulu ise neden ben ve benim gibi 6 milyar daha önceden var edildiğini hatırlamaz? Ama eğer yeniden dirilmeyi kendilerine has bir ayrıcalık olarak görüyorlarsa, o zaman bu ayrıcalığın kaynağı ne, onuda lütfen bizlere bi' açıklasınlar.
- reenkarnasyon ve İslam inancı
Reenkarnasyon inancına sahip insanlar bu dünyanın ebedi var olacağı inancını taşır, onlar ahiret hayatı veya mahşer gününe inanmaz. Onlar kendi ruhlarının bu dünyada sürekli yeniden dirileceğine, bu dünyada ebedi bir hayat sürdüreceklerine inanır. Bu inanç tabiiki İslam dinine ve kitap ehli olan diğer dinlerin özüne ters düşer. Kur’an-ı Kerimin nice Ayetleri ölümden sonraki hayattan ve sorgulamadan bahseder.
Reenkarnasyona inanmakta çok dikkatli olmalısınız çünkü buna inandığınız an Kur’an-ı Kerimin özüne ters düşersiniz, bu da İslam dininden çıkmanıza sebep olabilir.
İslami yönden reenkarnasyonu incelediğimizde aklımıza gelen ilk sorular şunlar; farklı bedenler ile dünyaya gelirseniz mahşer gününde bu yaşantılarınızın hangisi ile sorguya çekileceksiniz? İslam dini bu dünyanın acı ve üzüntü içeren bir yer olduğunu söyler, bu dünyayı bir defa yaşamak kendi başına nice sıkıntılar içerir, bir insanı sürekli reenkarne ederek bu dünya sıkıntılarını defalarca yaşatmak sizce ne kadar mantıklı?
- Ayetler
Şu Ayetler bize bu dünyada sadece bir şansımızın olduğu, bunu değerlendirdik değerlendirdik, değerlendiremediysek ikinci bir şansa sahip olmadığımızı anlatır; “nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni geri gönder,"-
"Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır, boş bir söz, onun söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları günedek bir berzah (“berzah”, ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dini bir terimdir) var” (Mü’minun Süresi; 99-100).
“De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler:
"Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim; çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!” (Secde Süresi; 11-13).
“Onlar, orada şöyle feryat ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka, salih bir amel yapalım." Onlara denilir ki:
"Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur" (Fatır Süresi; 37).
Kur’an- ı Kerimin bahsettiği iki defa öldürme ve diriltme hadisesi nedir?
Reenkarnasyon inancını savunan kişiler bu inancı destekleyebilecek deliller, argümanlar arar ve bunu Kur’an-ı Kerimin içinde bulduklarını düşünür; “kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?" (Mü’min Süresi; 11).
Kendilerini reenkarnasyon inancına kaptıranların İslamla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, sadece görüşlerini tasdiklemek ve İslam kültüründe bu inancı yaymak için Kur’an- ı Kerimi bu oyuna alet eder ve kendi tezlerini desteklemek için bu Ayeti öne atar. Bu Ayetten iki defa yeryüzüne indirildiğimiz anlamını çıkaranları aydınlatalım, çünkü halkımız İslami konularda bilgin değil, rahatlıkla bu şarlatanların sözlerine kanabilir;
(1) o Ayette yeryüzü ifadesi geçmez, yani iki defa dirilip öldürülmenin yeryüzünde gerçekleşeceğinden bahsetmez. Reenkarneciler bu iki yaşamın, ikisininde yeryüzünde gerçekleşeceğini bu Ayetin neresinden çıkarır?
(2) Bu Ayet sadece iki yaşamdan bahseder, reenkarnasyon inancı ise onlarca defa dirilmekten, yaşamaktan bahseder. Bu Ayet yaşamı ikiyle kısıtlar, reenkarnasyon inancında kısıtlama bulunmaz.
(3) Bu Ayetin açıklaması nedir, o zaman? Bu Ayetin bahsettiği iki yaşamdan birisi ruhlar alemidir (kalu bela). Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle izah eder;
“bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık)” (Araf Süresi; 179).
Ruhlar var edildiği yani yaratıldığı an Allah onlardan kesin söz alır, yeryüzüne indirildiklerinde Allaha iman edeceklerine ve onun emirleri doğrultusunda yaşayacaklarına dair bir söz. Ruhlar bu şahadeti getirdikten sonra öldürülür, taaki ana rahminde tekrar canlanıncaya kadar. Bu Ayetin bahsettiği birinci ölüm ruhlar âlemindeki ölümdür, ikinci ölüm ise yeryüzünde vukuu bulacak ölüm. Birinci ölümü hatırlamıyoruz çünkü o an beden yani bilinç, hafıza ortalıkta yoktu, ama bir sonraki ölümümüzü hatırlayacağız!
🌷🌹£.£🌹🌷
BİLİMSEL AÇIKLAMASI
bu yazımızda sizlere reenkarnasyon inancın hurafe, batıl bir inanç olduğunu söyleyip sizlere bu inançtan uzak durmanızı tavsiye ederdik. Biz bunu yapmayacağız, biz bunun açıklamasını yapmanın ve sizin mantığınıza hitap etmenin daha uygun olacağını düşündük, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar..
- reenkarnasyon nedir?
Öldükten sonra, farklı bir beden ile tekrar dünyaya gelmeye reenkarnasyon denilir. Bu inancın çıkış noktası hindistan yöresi. hinduizm, jainizm, sikhizm, hatta budizmin yeniden doğma inancınıda reenkarnasyon olarak görebiliriz.
- reenkarnasyon inancında yaşanılan klasik olay ne?
Yeni bir beden ile tekrar dirildiğini iddia eden kişi, bir evvelki hayatını hatırladığını iddia eder ve ilginç olanı o hayat hakkında anlattıkları doğru çıkar.
- insanları bu inanca ikna eden unsur ne?
Yeniden doğduğunu iddia eden kişiler bir önceki hayatta kimi yaşadığını iddia ediyorsa o kişinin özel hayatı hakkında detaylı bilgilere sahip. İnsanları ikna eden, neden olmasın olabilirde dedirten nokta bu!
Reenkarnasyon inancının altından yatan oyun ne?
Tekrar hayata geri döndüklerini iddia eden insanlar, bir evvelki bedenin yaşantısından bilgiler aktarır; siz bizim kültürümüzde ve dinimizde geçmiş olaylardan bizleri haberdar edebilen varlıklar tanıyormusunuz? Örneğin: eşyalarınızı kaybettiğiniz an veya geçmiş olaylardan haber almak istediğiniz zaman kime gidersiniz? Tabiiki cinci hoca veya medyumculara. Bizler kendimizi şanslı hissetmeliyiz çünkü bizim dinimiz bizleri cinlerin varlığı ve onların oyunları hakkında haberdar eder. Bizler onların oyunlarına gelmemek için kendimizi bilgilendirebilir, önlemlerimizi alabiliriz, başka kültürler ama böyle bir lütfa sahip değil.
Onlar geçmiş olayları anlatabilen birini gördükleri an, bunu gerçek kabul eder. O kişide ya altıncı his, üçüncü göz gibi özel yeteneklerin var olduğuna inanır, ya da o kişinin tekrar dirildiğini düşünür.
- cinler bu tezgahı nasıl kurar?
Bir insana cinler nasıl bulaşır bu konuyu Kur'an-ı Kerimde araştırabilirsiniz, bizler bu konuda fazla detayına girmeyeceğiz;
"şeytanlar kime iner size haber vereyimmi; onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler" (Şuara Süresi; 221-222).
Cinler genelde Allahtan uzak bir yaşam sürdüren, iftira ve yalanlara düşkün olan, cinler alemine merak duyan ve cinler ile içli dışlı yaşayanların (uzak doğu halkları) üzerine iner. Cinler geçmişi nasıl görür? Einstein'e göre eğer bir cisim güneş ışınından daha hızlı hareket edebilirse zamanda geriyede gidebilir. Cinler güneş ışınından daha hızlı hareket edebiliyormu, edebiliyor. Geçmişe nasıl gidebiliyorlar? Geçmişe fiziki mekan olarak gitmelere mümkün değil, onlar sadece ilahi bir düzenekten yararlanıyorlar, nedir o düzenek. Yeryüzünde yaşanılanları zaman kayıda alır ve bu kayıdı o noktadan bir uydu yayını gibi göğe ışınlar. Bu yayın akışı güneş hızı ile gerçekleşir. Siz eğer güneş ışınından daha hızlı hareket ederseniz, o gün göğe çıkan yayını yakalar, biraz daha hızlı hareket ettiğiniz içinde bir evvelki gün, hafta veya yıllar önce göğe doğru akan olayları görebilirsiniz. İnsan ile cin arasındaki iletişim nasıl gerçekleşir? Ya cin o kişinin içinde olur ve o kişinin ağzı ile konuşur (reenkarnasyon ve hipnoz), ya da o cin bedenin dışında olur ve o kişiye o bilgileri fısıldar (medyumcular). Bu arada hipnoz esnasında konuşan kişinin kendisi değil, bu büyük bir yalan. Bilinçaltı dil'e gelemez, dil'e gelen o bedende yaşayan cin, bu bilgiyide bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz! İnsanın kendi irade gücü genelde cinlerin enerjisinden daha büyük bir enerji salgılar yani insan istemediği müddet bir cin o insanın bilincini kontrol altına alamaz. Eğer o cin'le konuşmak istiyorsanız ilk önce kişinin iradesi buna izin vermesi gerekiyor, örneğin hipnoz. Reenkarne edildiğini iddia eden bireylere baktığınızda da bunların genelde ergenlik çağında olan bireyler olduğunu görürsünüz yani bilincin henüz gelişmediği bireyler bu iddiaları ortaya atar.
Reenkarnasyon bir şov inancı
Bizler kendimizi bol lütüfa mazhar olmuş kullar olarak görmeliyiz, bizler bir mucize kaynağına sahibiz, bize doğruları anlatan ve bize nereden gelip nereye gideceğimizi bildiren bir rehbere sahibiz (Kur'an-ı Kerim). Biz başkalarını İslama davet etmek istediğimiz zaman Kur'an-ı Kerime işaret ediyoruz, Kur'an-ı Kerimde gerisini bizler için hallediyor. Böyle bir nimete sahip olmayanlar, yeryüzüne yayılmak ve yeni kitlelere ulaşabilmek için doğaüstü birşeyler sergileme zorululuğunu kendilerinde hissseder. Uzak doğu inançları böylesine bir çıkmaz içinde, onlar bir zorunluluk bir eziklik psikolojisi içinde mürid kaybına uğramamak ve ilgi odağı olabilmek için birşeyler sergilemek ve göstermek zorunda. Sergiledikleri yeteneklerde mucize içermez, bizim andoluda her cinci hoca veya medyumcunun yapabildikleri şeyler olur; ya birinin geçmişini, özel hayatını size anlatarak sizi ikna etmeye çalışır ya da uzak doğu sokaklarında olduğu gibi sokak gösterileri ile insanları kandırır. Batıl inançların dini liderleri bu gösteriler sayesinde mürid toplar ve makamlarını ayakta tutar. Bu yazı vesilesiyle şunuda bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz; budizim inancına göre tibetin dini lideri dalai lama öldüğünde onun ruhu bir çocuğun bedeninde, dünyaya geri döner. Hangi çocuğun bedenine indiğini tespit etmek içinde çocuk adayların önüne farklı cisimler koyulur. Hangi çocuk bir evvelki dalai lama'nın seçtiği cisimi bilirse, budizmin kurucusu shakyamunin ruhu ona indiği inanılır ve yeni dalai lama o olur. Olayın perde arkası nedir; ölen dalai lamanın içindeki cin binlerce yıl yaşar, bin yıllardır aynı cisimi seçen kendisi olduğu içinde hangi çocuğun bedenini tercih ediyorsa o çocuğa o cisimi seçtirir. Sergilenen bu tiyatro baştan sonuna kadar kirli bir oyun, maalesef insanlarda bu kirli tezgaha kanıyor.
- reenkarnasyon yöresel bir inanç
Reenkarnasyon inancına baktığımızda bunun bin yıllarca sadece belirli bir yöreye mahkum kılındığını, o yöreden dışa çıkmayı başaramadığını görüyoruz. Günümüzün iletişim çağı bu inancın yayılımını hızlandırmış olabilir ama bin yıllardır bu hiçte böyle değildi. Geçmiş çağlarda durum nasıldı? Eski çağlarda bu inanç ne zaman bir yöreden dışa çıkmaya çalıştıysa karşısında bir şahsın direnişi ile değil toplumun tamamının direnişi ile karşılaşmış, yani toplumsal baskı o inancın yayılımını sınırlamış. Cinlerin bir kişiyi kandırması büyük bir sorun olmayabilir ama toplumun tamamını kandırmak hiçte kolay değil. Örneğin; bir anadolu insanı yeniden dirildiğini iddia etse, o kişi ya bir hocaya götürülür ya da onunla dalga geçilirdi. Yaşadığı ortam bu iddiayı asla onaylamaz, kabul etmez, o kişi ile dalga geçilirdi ve o kişide bir müddet sonra o iddiasından vazgeçmek zorunda kalırdı. Bunu ortaçağın avrupasında yaşayan birisi iddia etmiş olsaydı o kişiye kilise tarafından şeytan çıkartma ritüeli uygulanır veya yakılarak öldürülürdü. Tarihe baktığımız zaman Kitap Ehli Dinler; İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik bu tür batıl inançların kendi topluluklarında yayılımasına izin vermemiş. Bu oyunu tezgahlayan cinler toplumsal bir direniş ile karşılaştıkları için bu oyunlarını günümüzün iletişim çağına kadar, belirli bir yöreden dışarıya çıkaramamış.
Kimler kendisini reenkarnasyon inancına kaptırır?
Reenkarnasyon inancına iki tür insan kendisini kaptırır, birinci grubun buna yöresel bir bağı bulunur bu insanların aileleri, akrabaları, komşuları ve yaşadıkları bölge buna inanır. Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen birisi bunu sorgulamadan benimser ve buna inanır. Reenkarnasyon inancına kendisini kaptıran ikinci grubun ise buna ne yöresel bir bağı bulunur ne de dini, bunlar günümüzün iletişim çağında ortaya çıkan, içinde doğup büyüdükleri din ve kültüre bir bağ kuramayan, kendilerini ruhsal bir boşluk içinde hissedip bir arayış içine giren kişiler.
- değerlerinize sahip çıkın, sahip çıkmazsanız yolunuzu şaşarsınız
Hayatınızı hangi kurallar doğrultusunda yaşıyorsunuz, siz daha çok dini emirlerin koyduğu sınırlar doğrultusundamı yaşantınızı sürdürüyorsunuz yoksa yaşadığınız yörenin örf ve adetlerine göremi, yoksa siz hayatınızı her anı doya, doya yaşa (carpe diem) felsefesine göremi yaşıyorsunuz? İnandığınız şeyler sadece sübjektif bakış açılarınızı belirlemekle yetinmez, inançlarınız ayrıca sizlerin hal ve hareketlerine sınır koyar, size hangi davranışların uygun olup olmadığını söyler. Dini emirlere bağlı olan birisi bu kurallara boyun eğer ve bu inancın koyduğu sınırlar içinde hareket etmeye çalışır. Din ve kültürel değerler sizleri terbiye eden sizleri belirli sınırlar içinde tutan unsurden bazılarıdır. Eğer bunlara benzer hayatınızda nefsinize sınır koyabilecek değerler yok ise, o zaman sizin kabulleneceğiniz ve yapabileceğiniz şeylerin sınırı olmaz, vakti gelir nefsiniz kendisine tanrı sıfatını yakıştırır, vakti gelir bir hayvanla ilişkiye girer vakti gelir kendisinin yeniden dirildiğine inanır!
Reenkarnasyon psikiyatri ilmine, İslam dini ve genel mantığa aykırı
- reenkarnasyon ve psikiyatri ilmi
Psikiyatri bilim dalı farklı kişilikleri barındıran bedenleri bir hastalık olarak görür ve bunlara farklı tıbbi isimler atar (örneğin; multiple personality disorder). Daha önceki hayatınızda bir kadın olduğunuzu düşünün ve bu sefer bir erkeğin bedeninde tekrar dünyaya gönderildiğinizi düşünün, iki farklı duygu arasında yaşayan bir ruhun ne kadar sıkıntılı bir hayat geçirebileceğini tahmin edebiliyormusunuz? Şimdi yüzlerce veya binlerce farklı insan ve hayvan hayatını yaşayan ve geçmiş yaşantılarını hatırlayan bir ruhu düşünün, size böyle bir düzen üzerine kurulu bir dünya mantıklı geliyormu? Sizce böyle bir düzen üzerine kurulu dünyada insanoğlu ruhsal boyutu sağlıklı ve dengeli bir yaşantı sürdürebilirmi?
- reenkarnasyon ve genel mantık
Reenkarnasyon inancı kendi içinde tezatlar ile dolu, örneğin bu inancın savunucuları tekrar dirilişten bahseder ancak bunlardan sadece birkaçı daha önceki hayatını hatırlar. Bunların bilginleri ilk önce şu iki soruya bir açıklık getirmeli;
1) reenkarnasyon inancında geçmiş yaşantılar hatırlanırmı hatırlanmazmı? Eğer eski yaşantılar hatırlanıyorsa, neden o zaman kendi toplulukların tamamı bunu hatırlamaz, neden bunu sadece bir kaç kişi hatırlar? Eğer hatırlanmıyorsa o zaman daha önce yaşadıklarını nereden biliyorlar?
2) Tekrar dirilişi kendi topluluklarına has bir olay olarakmı görüyorlar yoksa bu bütün canlılar içinde geçerlimi? Bu bütün canlılar için geçerli ise, yani evrenin tamamı yeni diriliş üzerine kurulu ise neden ben ve benim gibi 6 milyar daha önceden var edildiğini hatırlamaz? Ama eğer yeniden dirilmeyi kendilerine has bir ayrıcalık olarak görüyorlarsa, o zaman bu ayrıcalığın kaynağı ne, onuda lütfen bizlere bi' açıklasınlar.
- reenkarnasyon ve İslam inancı
Reenkarnasyon inancına sahip insanlar bu dünyanın ebedi var olacağı inancını taşır, onlar ahiret hayatı veya mahşer gününe inanmaz. Onlar kendi ruhlarının bu dünyada sürekli yeniden dirileceğine, bu dünyada ebedi bir hayat sürdüreceklerine inanır. Bu inanç tabiiki İslam dinine ve kitap ehli olan diğer dinlerin özüne ters düşer. Kur’an-ı Kerimin nice Ayetleri ölümden sonraki hayattan ve sorgulamadan bahseder.
Reenkarnasyona inanmakta çok dikkatli olmalısınız çünkü buna inandığınız an Kur’an-ı Kerimin özüne ters düşersiniz, bu da İslam dininden çıkmanıza sebep olabilir.
İslami yönden reenkarnasyonu incelediğimizde aklımıza gelen ilk sorular şunlar; farklı bedenler ile dünyaya gelirseniz mahşer gününde bu yaşantılarınızın hangisi ile sorguya çekileceksiniz? İslam dini bu dünyanın acı ve üzüntü içeren bir yer olduğunu söyler, bu dünyayı bir defa yaşamak kendi başına nice sıkıntılar içerir, bir insanı sürekli reenkarne ederek bu dünya sıkıntılarını defalarca yaşatmak sizce ne kadar mantıklı?
- Ayetler
Şu Ayetler bize bu dünyada sadece bir şansımızın olduğu, bunu değerlendirdik değerlendirdik, değerlendiremediysek ikinci bir şansa sahip olmadığımızı anlatır; “nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni geri gönder,"-
"Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır, boş bir söz, onun söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları günedek bir berzah (“berzah”, ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dini bir terimdir) var” (Mü’minun Süresi; 99-100).
“De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler:
"Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim; çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!” (Secde Süresi; 11-13).
“Onlar, orada şöyle feryat ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka, salih bir amel yapalım." Onlara denilir ki:
"Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur" (Fatır Süresi; 37).
Kur’an- ı Kerimin bahsettiği iki defa öldürme ve diriltme hadisesi nedir?
Reenkarnasyon inancını savunan kişiler bu inancı destekleyebilecek deliller, argümanlar arar ve bunu Kur’an-ı Kerimin içinde bulduklarını düşünür; “kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?" (Mü’min Süresi; 11).
Kendilerini reenkarnasyon inancına kaptıranların İslamla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, sadece görüşlerini tasdiklemek ve İslam kültüründe bu inancı yaymak için Kur’an- ı Kerimi bu oyuna alet eder ve kendi tezlerini desteklemek için bu Ayeti öne atar. Bu Ayetten iki defa yeryüzüne indirildiğimiz anlamını çıkaranları aydınlatalım, çünkü halkımız İslami konularda bilgin değil, rahatlıkla bu şarlatanların sözlerine kanabilir;
(1) o Ayette yeryüzü ifadesi geçmez, yani iki defa dirilip öldürülmenin yeryüzünde gerçekleşeceğinden bahsetmez. Reenkarneciler bu iki yaşamın, ikisininde yeryüzünde gerçekleşeceğini bu Ayetin neresinden çıkarır?
(2) Bu Ayet sadece iki yaşamdan bahseder, reenkarnasyon inancı ise onlarca defa dirilmekten, yaşamaktan bahseder. Bu Ayet yaşamı ikiyle kısıtlar, reenkarnasyon inancında kısıtlama bulunmaz.
(3) Bu Ayetin açıklaması nedir, o zaman? Bu Ayetin bahsettiği iki yaşamdan birisi ruhlar alemidir (kalu bela). Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle izah eder;
“bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık)” (Araf Süresi; 179).
Ruhlar var edildiği yani yaratıldığı an Allah onlardan kesin söz alır, yeryüzüne indirildiklerinde Allaha iman edeceklerine ve onun emirleri doğrultusunda yaşayacaklarına dair bir söz. Ruhlar bu şahadeti getirdikten sonra öldürülür, taaki ana rahminde tekrar canlanıncaya kadar. Bu Ayetin bahsettiği birinci ölüm ruhlar âlemindeki ölümdür, ikinci ölüm ise yeryüzünde vukuu bulacak ölüm. Birinci ölümü hatırlamıyoruz çünkü o an beden yani bilinç, hafıza ortalıkta yoktu, ama bir sonraki ölümümüzü hatırlayacağız!
🌷🌹£.£🌹🌷
7 Nisan 2018 Cumartesi
TÜRKİYENİN BAĞIMSIZLĞI VE DEMOKRATLAR
Türkiye emperyalizmadan kurtulup, söylenildiği gibi tam bağım- sızlığına kavuştu mu, Lozan kayıp mı, kazanç mı tartışmaları devam ederken, kaderimize şekil veren Lozan’a ve “ulus devlet” anlayışımıza bir bakalım.
Nurlar’da da var olan, Büyük Doğu’nun “Lozan’ın iç yüzü” makalesinde İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon:“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”(..)
Lozan Muahedesi’nden sonra, İngiltere Avam Kamarası’nda “Türkler’in istiklâlini ne için tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevab: “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.”(..)
Mısır Hahambaşısı Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyet’i ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.”
Evet, Türkiye; vatanımıza ve mukaddesatımıza asırlardır göz diken müstevlilerin düşman postalından kurtuluş mücadelesinde, asker ve milis kuvvetlerin yardımıyla kurtuldu.
Ecnebî süngüsü ve bayrağından kurtulmasına kurtuldu da, bizi var eden şeair ve istinad noktaları olan, bâhusus Anadolu coğrafyasına 2000 serdengeçtinin İ’lâ-yı kelimatullahı yaymak vazifesi için gelip, altı Bizans tekfurluğu ortasına “otağ” kurduğu, 600 sene İslâm bayraktarlığı yaparak elde ettiği Osmanlı ruhu, esaret altına alındı. Hem de kendi prangamızla.
Üç kıt’aya hakim olan İslâm’ın adaleti, pusuda bekleyen Dünya’yı nifakla yönetmek isteyenlerin işine gelmiyordu. Taht kavgaları, adalet-i mahzayı terk etmemiz ve dinden taviz vermelerle başlayan çöküş, kaleyi içten çökertme plânlarına zemin hazırladı.
Selânikli Sebatayistlerin Osmanlı idaresini ele geçirmesiyle iyice gün yüzüne çıkan mânevî işgâl; Cumhuriyet ve bağımsızlığa rağmen, komitelerin inisiyatifindeydi.
İdarecilerin çok dile getirdikleri, “Yurdumuzu düşmanlardan ve mandacılıktan kurtardık” sözleri gizli ivazlarla “tam bağımsızlık” havada ve hamâsette kaldı sadece.
Son Afrin operasyonları ile İncirlik Hava Üssü tekrar Türkiye’nin gündemine oturdu. Bir yandan PYD’ye toprağımızdan silâh gittiği iddia edilirken, diğer yandan terörü bertaraf etmek için, şehitler verdiğimiz sınır ötesi harekâtta, gerçekte kiminle dost kiminle düşman olduğumuz muamma.
Suriye’de bir yandan ABD, diğer yandan Rusya ile Astana mutabakatımız ve İncirlik üssünün kullanılışı ki; tam bir paradoks.
Sadece İncirlik mi?
Malatya Kürecik, Trakya, Karadeniz ve daha çoğunu bilmediğimiz bölgelerdeki üslerle çepe- çevre kuşatılmışız.
Evet, belki NATO ve BM ile mutabakat gereği konuşlandırma imzaları atmış olabiliriz, ancak İslâm birliğine darbe vurmak için kullanılmamalı.
İŞTE DEMOKRATLAR, İŞTE İRADE
Demokratların nice bedeller ödediği, angajmanlara bağlı, an- cak dengeli politikalarla Ortadoğu’da (1967) ve Kıbrıs’ta (1975) nasıl bir strateji takip ettiği unutulmuş görülüyor.
Bir anektod: 1974’te ABD’nin karşı çıkmasına rağmen gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın faturası “TSK’ya silâh ambargosu konularak” kesildi.
ABD ve NATO ülkelerinden TSK’ya artık tek bir cıvata bile verilmeyecek, satılmayacaktı.
1975’te Başbakan olan Süleyman Demirel’e elinde demir bir çubukla gelen Genelkurmay başkanı Sancar; “Sayın başbakanım bu demir olmadan paraşütlerimiz açılmıyor, asker de uçağa binmek istemiyor” deyince Demirel, kucağında bulduğu “silâh ambargosu” dolayısıyla hem üzgün, hem öfkeliydi.
Ankara’ya gelen dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger ve daha sonra Brüksel’de konuştuğu ABD Başkanı’nı Ford’a “Ambargonun ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri germesinin yanı sıra TSK’nın savaş gücünü zayıflattığını, bunun dolaylı olarak NATO gücünü de zaafa uğrattığını” anlatmıştı.
“Bizi istemediğimiz sert tedbirler almaya zorlamayın” diye uyarmıştı.
Fakat... Sonuç alınamamıştı.
Bunun üzerine Türkiye, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesiyle ABD’ye ait Türkiye’deki 21 üs ve tesis kapatıldı.
Amerikan bayrakları indirilerek yerine Türk Bayrakları çekildi.
Bunlara “İncirlik Üssü” de dahildi.
Bu “sert ve kararlı” tavır ABD’yi epey sarsmıştır.
Ambargo 1978’de kaldırıldı, ancak kapatılmış tesisler, Demirel hükümetini deviren 12 Eylül yönetimi tarafından 18 Kasım 1980’de tekrar açıldı...
5 Eylül 2015 Cumartesi
O BİRGÜN GELECEK
Ah dostum! Bilmez miydin ki, bir gün .......
Hadi oğlum, dersine çalışsana!" dedi, yalvaran gözlerle annesi...
- "Bir gün" dedi ve uyumasına devam etti çocuk.
Zaman su gibi akıp geçti. Bir-iki yıl hazırlık kursu aldıktan sonra üniversiteye girebildi. Bir gün fakülte arkadaşlarının;
- "Bizimle cumaya gelmeye ne dersin?" teklifine,
- "Siz gidin bir gün olur ben de giderim." diye kaçamak bir cevap verdi.
İkinci sınıfa geçemeden fakülteden atıldı,
- "Bir gün" olup da çalışmak nasip olmadığından... İşsiz güçsüz dolaşırken, bir arkadaşı elinden tutup onu bir işe yerleştirdi...
Gün geldi, evlendi, çocukları oldu... Arkadaşı ;
- "Çocuklarına imandan, ahlâktan, kültürden bahsetsen, çok boş yetişiyorlar." dediğinde,
"Daha küçükler, hele büyüsünler." dedi.
Çocuklar büyüyüp, sorular sormaya başlayınca, onlara geçiştirici cevaplar vermeye çalıştı, ama bilgisizliğini bir türlü gizleyemedi, içinde bir eziklik hissetti. Bildiği bir şey vardı, bilgisizliğini yenebilmesi için, kitap okumalıydı...
- "İnsan neydi, niçin vardı?"
Evvelâ bu mevzu ile alâkalı kitapları taradı. Bulduğu kitap sayısı bir düzineyi geçmişti. Kasaya doğru ilerlerken, kitapların fiyatlarını şöyle bir hesapladı, olduğu yerde kaldı:
- "Şimdi param az, elime toplu para geçecek nasıl olsa, o zaman gelir alırım." diye tasarladı ve dönüp kitapları yerine bıraktı.
Eline para geçti, ama kitapçıya uğramak aklına gelmedi...
Uzun bir aradan sonra işe giderken yolda sakat bir dilenci gördü, para vermek geldi içinden;
- "Neyse?", dedi. "Dönüşte de verebilirim."
İşine yaklaşırken bir salâ sesi duydu, dikkat kesildi; meğer bir yakını vefat etmiş!
İçine bir huzursuzluk çöktü, "Ya ölüm bir gün yakama yapışıverirse, zaten yaş da ilerlemekte..." diye düşündü.
Kendi kendine, "Artık iç dünyama çeki düzen verme vakti gelmedi mi?" diye sordu. Cevabı, tereddütsüz "evet" ti ama işler de bu aralar hayli yoğundu...
- "Hele bir yaza varalım, tesislerin açılışını yapalım, düşünürüz." dedi yine, Allah'ın günleri bitmezdi ya!..
Bir iş dönüşü gecekonduların arasından geçerken, çileli yılları geldi aklına bir burukluk hissetti...
Hay Allah!.. Bu göz yaşları da neyin nesi? Duygu selinin tazyikine daha fazla dayanamayıp, gözlerden sızan yaşlar, çağlayan oluverdi... Dermanı kalmayınca, çömelerek ağlamasını sürdürdü...
Tarifsiz hislerle çatladı ruhu, gözlerini silerek; "Bunları kaleme al-malıyım!" diye mırıldandı...
Yine "bir gün" dedi;
- "Gün gelir yazarım duygularımı..."
- "Gün Olur Bin Aya Değer" di ama, bilmeliydi ki, o güne ulaşabilmek için, her günün kadrini bilip çabaları kilometre taşı yapmalıydı...
"Bir gün" ... Salâ sesiyle mahalle, sessizliğe büründü. Eş-dost, cenaze namazı için cami avlusunu doldurdu...
İşe giderken, dikkatsiz bir şoförün kullandığı arabanın çarpmasıyla hayatını kaybeden "o adam" ın vefalı bir arkadaşı da, "er kişi" nin naşı önünde saf bağladı...
Namaz boyunca, hep "bir gün" ile geçiştirilen günleri acı acı düşündü...
Cemaat dağılmaya başlayınca, tabutun başına geldi, imamın süzen bakışlarına rağmen elini tabutun üzerine koyarak şöyle fısıldadı :
- "Ah dostum! Bilmez miydin ki, bir gün olup da böyle bir güne varacağını?"
Selam ve dua ile inşALLAH..!
Hadi oğlum, dersine çalışsana!" dedi, yalvaran gözlerle annesi...
- "Bir gün" dedi ve uyumasına devam etti çocuk.
Zaman su gibi akıp geçti. Bir-iki yıl hazırlık kursu aldıktan sonra üniversiteye girebildi. Bir gün fakülte arkadaşlarının;
- "Bizimle cumaya gelmeye ne dersin?" teklifine,
- "Siz gidin bir gün olur ben de giderim." diye kaçamak bir cevap verdi.
İkinci sınıfa geçemeden fakülteden atıldı,
- "Bir gün" olup da çalışmak nasip olmadığından... İşsiz güçsüz dolaşırken, bir arkadaşı elinden tutup onu bir işe yerleştirdi...
Gün geldi, evlendi, çocukları oldu... Arkadaşı ;
- "Çocuklarına imandan, ahlâktan, kültürden bahsetsen, çok boş yetişiyorlar." dediğinde,
"Daha küçükler, hele büyüsünler." dedi.
Çocuklar büyüyüp, sorular sormaya başlayınca, onlara geçiştirici cevaplar vermeye çalıştı, ama bilgisizliğini bir türlü gizleyemedi, içinde bir eziklik hissetti. Bildiği bir şey vardı, bilgisizliğini yenebilmesi için, kitap okumalıydı...
- "İnsan neydi, niçin vardı?"
Evvelâ bu mevzu ile alâkalı kitapları taradı. Bulduğu kitap sayısı bir düzineyi geçmişti. Kasaya doğru ilerlerken, kitapların fiyatlarını şöyle bir hesapladı, olduğu yerde kaldı:
- "Şimdi param az, elime toplu para geçecek nasıl olsa, o zaman gelir alırım." diye tasarladı ve dönüp kitapları yerine bıraktı.
Eline para geçti, ama kitapçıya uğramak aklına gelmedi...
Uzun bir aradan sonra işe giderken yolda sakat bir dilenci gördü, para vermek geldi içinden;
- "Neyse?", dedi. "Dönüşte de verebilirim."
İşine yaklaşırken bir salâ sesi duydu, dikkat kesildi; meğer bir yakını vefat etmiş!
İçine bir huzursuzluk çöktü, "Ya ölüm bir gün yakama yapışıverirse, zaten yaş da ilerlemekte..." diye düşündü.
Kendi kendine, "Artık iç dünyama çeki düzen verme vakti gelmedi mi?" diye sordu. Cevabı, tereddütsüz "evet" ti ama işler de bu aralar hayli yoğundu...
- "Hele bir yaza varalım, tesislerin açılışını yapalım, düşünürüz." dedi yine, Allah'ın günleri bitmezdi ya!..
Bir iş dönüşü gecekonduların arasından geçerken, çileli yılları geldi aklına bir burukluk hissetti...
Hay Allah!.. Bu göz yaşları da neyin nesi? Duygu selinin tazyikine daha fazla dayanamayıp, gözlerden sızan yaşlar, çağlayan oluverdi... Dermanı kalmayınca, çömelerek ağlamasını sürdürdü...
Tarifsiz hislerle çatladı ruhu, gözlerini silerek; "Bunları kaleme al-malıyım!" diye mırıldandı...
Yine "bir gün" dedi;
- "Gün gelir yazarım duygularımı..."
- "Gün Olur Bin Aya Değer" di ama, bilmeliydi ki, o güne ulaşabilmek için, her günün kadrini bilip çabaları kilometre taşı yapmalıydı...
"Bir gün" ... Salâ sesiyle mahalle, sessizliğe büründü. Eş-dost, cenaze namazı için cami avlusunu doldurdu...
İşe giderken, dikkatsiz bir şoförün kullandığı arabanın çarpmasıyla hayatını kaybeden "o adam" ın vefalı bir arkadaşı da, "er kişi" nin naşı önünde saf bağladı...
Namaz boyunca, hep "bir gün" ile geçiştirilen günleri acı acı düşündü...
Cemaat dağılmaya başlayınca, tabutun başına geldi, imamın süzen bakışlarına rağmen elini tabutun üzerine koyarak şöyle fısıldadı :
- "Ah dostum! Bilmez miydin ki, bir gün olup da böyle bir güne varacağını?"
Selam ve dua ile inşALLAH..!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













